| Eski İstanbul'da yarım gün. (bidebu.com Ocak-2007) |
|
Çoğunlukla hepimiz çalışan insanlarız ve haftasonu'nun gelmesini iple çeker ya da dört gözle bekleriz. Ve beklenen haftasonunda hayaller de hep uyumak üzerinedir. Tüm iş günlerini, cumartesi ve pazar günleri uyumak için geçiririz sanki. Cuma akşamı gecenin bilmem kaçına kadar arkadaşlarla takılır eve geç döner ya da evdeysek televizyona bağlanır ve mümkün olduğunca geç yatarız. Hani sabahı nasıl olsa işe gidilmeyecek ve rahatızdır. Ve o günlerde öğleden sonra saatlerinde uyanırız hep ve kalan zamanın da nasıl geçtiğini anlamadan akşam oluverir. Sonrasında da hep şikayet ederiz, ne kadar çabuk bitti bu haftasonu diye. Çünkü uyuyarak geçmiştir günler. Gelin bu haftasonu bir farklılık yapın ve kendiniz ve sevdiklerinizle farklı ve daha keyifli bir haftasonu geçirin.
İşte bu noktada, bu sayımızdan itibaren her ay yaşadığımız şehirdeki farklı güzellikleri ve mekanları sizlerle yaşayacağız. Tabi ki tercihimizi çoğunlukla eski istanbul olarak bildiğimiz Eminönü yarımadasında bulunan mekanlardan yana kullanacağız. Hani hepimizin ismini duyduğu, varlığını bildiği ama uykuya ayırdığı zamanlardan dolayı vakit bulamayıp gidemediğimiz mekanlar. Nice güzelliklerin yaşandığı mekanlar. Her gün önünden geçtiğimiz ama dönüp bakmadığımız ya da göremediğimiz yerler. Gelelim bu ayki cumartesi keyfimize. Bu cumartesi Sevgilimle birlikte, günün erken saatleri ile birlikte uyandık ve kendimize kahvaltılık malzemeler de alarak bir belediye otobüsüne bindik ve önce Eminönü'ne gittik. Kahvaltı menümüzde yumuşak beyaz, sert beyaz ve kaşar peynirleri, bal-kaymak ikilisi, zeytin, domates ve ekmek vardı. Eminönü'nde sahilden yürüyerek Sirkeci tren garına gittik ve orada eski banliyo trenlerinde yaşanmış onca güzellikleri hayal ederek trenin kalkışını bekledik. Gerçekten çok farklı idi yaşadığımız duygu ve heyecanlar. Kendi arabanla gezmekten daha farklı bir duygu. Birilerini beklemek, sağından solundan koşturarak geçen farklı insanları izlemek, gözlemek de ayrı bir güzellikti. Trenimiz hareket etti. Sabah saatleri tren sakindi. Eski İstanbul'un çok zorluklar görmüş surları arasından yavaş yavaş tren hareket etmeye başlamıştı. Güneş yükseliyordu. Şehirde yaşanacak çok zaman ve keyif vardı ve gün, bu gün çok uzun olacaktı. Sirkeci istasyonundan bindiğimiz trenin sonraki durağı Cankurtaran'da trenden indik ve durağın hemen çıkışında Türk filmlerinin kötü adamlarından Rahmetli Erol Taş'a ait olan ve şu an da da işletmeciliğini oğlunun yaptığı Erol Taş Kahvesine oturduk. Kahvenin bir içeri bölümü ve ön tarafında brandalarla çevrili bir dış bölümü bulunuyor ve kış aylarında bu dış bölümde kocaman bir kömür sobası yanıyor ve dış avlu gayet sıcak ve havadar. Mekanda Türk sanat müziği çalınıyor ve dışardan istediğiniz gibi yiyecek getirebiliyorsunuz. Biz hazırlıklı gelmiştik ve hemen soframızı kurduk. Fakir soframızda herşey çok çekici görünüyordu. Çıtır çıtır yanan sobanın üzerinde aldığımız ekmekleri ısıtıp bal kaymak ile yemek doyumsuz bir lezzetti. Kahvaltı bitsin istemiyorduk. Dışarıdan yiyecek getirmeyi unuttuysanız üzülmeyin. İsterseniz mekanda tost çeşitleri mevcut. Ve hemen yan taraflarında ızgarada sucuk ekmek yapan bir seyyar köfteci var. Ayrıca sıcak içeceklerin dışında Nar, Portakal, Mandalina, Greyfurt suları da taze olarak sıkılıp servis ediliyor. Kahvaltı keyfinin üzerine dilerseniz Nargile de içebilirsiniz. Erpl Taş Kahvesinde uzun bir kahvaltı keyfinden sonra, hemen sahile çıkıp biraz deniz havası eşliğinde yürüyüş yapabilir ve ciğerlerinize rahatlık veren iyot soluyabilirsiniz. sonrasında da Erol Taş kahvesinden yukarı doğru çıkarak, özellikle ara sokakları kullanarak Sultanahmet'e uzanabilir ve oradaki binbir güzellikten bir yada birkaçını keşfetmek için zaman ayırabilirsiniz. Bu arada yanınızda mutlaka bir fotoğraf makinası bulundurun çünkü bu güne kadar hiç görmediğiniz çok farklı güzelliklerle karşılaşabilirsiniz. Yanınızdan eksik etmeyin. Hem sonra giderken, Emnönü'ndeki fotoğrafcılara uğrayıp çektiğiniz fotoları da uygun fiyatlarla hemen yaptırabilir ve yaşadığınız günü daha da keyifle, belgeleriyle birlikte arkadaşlarınıza anlatabilirsiniz. Evet Sevgili Dostlar, sizlere çok yorucu olmayan ve 3-4 saatinizi alacak, gününüzü hiç de bölmeyecek küçük ama keyifli bir parkurdan bahsettik bu sayımızda. Sabah erken kalktık ve 4 saatlik bir eski İstanbul sefası ile öğleni ettik. Rahatlamış ve huzur dolu bir şekilde evimize döndük. Artık güzel bir ikindi uykusundan sonra akşam için farklı planlar yapabiliriz... Her günümüzü dolu dolu yaşamak dileğiyle. Bir dahaki sayımızda yine eski İstanbul'da farklı bir mekanda görüşmek dileğiyle. " Umut çok olursa, öldürmek daha zordur..." Anonim |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Portfolyo 