| Eski İstanbul'da yarım gün. (bidebu.com Şubat-2007) |
|
Günlerden Pazar, kalkış saatimiz 06:30, buluşma yerimiz Mecidiyeköy otobüs durakları, buluşma saatimiz 07:00. Bu günkü eski İstanbul planımız ise, birazdan okuyacaksınız.!!!
Saat 7’de sevgilim ile İETT duraklarında buluştuk ve Yenikapı otobüsüne bindik ve otobüste sabah mahmurluğu ile birlikte keyifli bir sohbete dalıvermiştik. Bu gün çok güzel olmalıydı. Çünkü şubatın ortasında hava müthişti. Unkapanı köprüsünü geçtikten sonra Büyükşehir Belediye binasının olduğu Saraçhane semtinde Haşim İşcan Geçidindeki durakta indik ve belediyenin hemen yan tarafında bulunan ve gün boyunca sadece yöresel kahvaltı bulabileceğiniz Van Kahvaltı Sofrasına daldık. Ürünler tamamen Van yöresinden ve binbir çeşit denecek türden. Masaya 2 kişilik kahvaltı istediğinizde, 4 çeşit peynir (örgü, otlu, beyaz, tulum) , bal kaymak, ev yapımı zeytinler, Van Cacığı, Murtuga, Van Kavurma, domates salatalık ve daha bir çok güzellik geliyor masaya. Sıcak pide ve ekmek de cabası. Servis çok iyi, personel son derece ilgili, ortam orta şeker, yöresel ama çok hoş. Sabahın o saatinde durmaksızın yemek istiyorsunuz. Çünkü masaya gelen kahvaltılıklar birbirinden lezzetli. Ayrıca melemen çeşitleri de sınırsız. Neyse iştahınızı fazla kabartmayalım. Denemek isteyenler Van Kahvaltı Sofrasına mutlaka uğrasınlar. İki kişi sadece 20 YTL
Kahvaltı keyfimiz yaklaşık 1,5 saat kadar sürdü ve sonrasında kendimizi Balat semtine doğru yürürken bulduk. Fatih’in arka, dar ve bir o kadar da şirin sokaklarından geçe geçe Balat ta bulunan eski evler ve Fener Rum Patrikanesi ve Lisesinin olduğu binanın o muhteşem mümarisini görmek için can atıyorduk. Bir ara sokakta ilerlerken jiji bana dönüp, “ Bu sokağın içlerinden fena bir yanık kokusu geliyor” dedi. Bunun üzerine dar olan sokağa girip neler olduğunu görmek istedik. Girdiğimiz anda karşımızda duran ve çok eskilerden kaldığı belli tamamen ahşap evin büyük bir bölümünün yanmış olduğunu ve sağındaki ve solundaki evlerin de çatı katlarının aynı şekilde yanmış olduğunu gördük. Kokudan, sanırız dün gece olmuş bu yangın dedik. Evin yanına geldik ve 3 katlı evin üst katlarının 1. kata çöktüğünü gördük. Evde bütün eşyalar neredeyse yanmıştı ve herşey karma karışıktı. Ama iyi niyetle bu virane evde kimse yaşamıyordur derken yan kapıdan elinde ıslak yorganlarla bir adam çıktı ve biz sormadan, o evde yaşlı ve kör bir amca kalırdı. 1. katta oturuyordu. Gece tüpgazı devirmiş ve kör olduğu için farkına varmamış, olay Çarşamba gece oldu. İtfaye geldi ve ölmek üzere olan amcayı alevler içinden aldı. İçimize bir anda su serpilmişti. Derin bir ohhh çektik ama fazla uzun sürmedi bu rahatlamamız. Fakat amca hastanede ölmüştü aynı gece. Bir çınar daha göçtü bu ellerden. Bir anda tanımadığımız ama nedendir bilmem içimizdeki sevincin yerini burukluk alan bir duruma düştük. Tanımadığımız, ismini bile bilmediğimiz bir amca için fatiha okuduk ve komşuya da geçmiş olsun dileyerek oradan ayrıldık. Ayrılırken garip birşeyi daha farkettik ki, yanan evin karşısında bulunan evin yüzü tamamen erimişti. Nasıl yani dediğinizi duyar gibi oluyorum şimdi. Evet erimişti. Hani şu siding denen plastik kaplama malzemesi var ya, beton evi komple onla kaplamışlardı ve evin yüzü tamamen erimişti. Anladık ki bu sentetik nesne söylendiği gibi pek de sağlıklı değildi. Bunu da bir not olarak sizlerle paylaşmak istedim. Oradan biraz buruk olarak ayrıldık ve ara sokaklarda binalar arasına karşılıklı olarak kurulmuş makara sistemine bağlı çamaşır iplerine asılmış birbirinden renkli ve farklı binlerce renk ahenginin altından yürüye yürüye sokakları geçtik. Bazen durup, çamaşırları incelemeye dalarak sahiplerini analiz etmeye çalıştık. Bak bu Sütiş’de çalışıyormuş, bak bu evde izine gelmiş bir asker var, bu evde bir bebek var ve kız gibi bir çok tahminler yürüttük. Geçtiğimiz bu sokaklarda artık yıkılmaya yüz tutmuş, bakımsız bu viraneliklerin sonunda sanki çöl ortasında bir vaha bulmuş kadar bir coşku ile o müthiş, yığma kırmızı tuğlalardan yapılmış Fener Rum Patrikanesi ve Lisesini gördük. Müthiş bir görsel şölendi. İnanılmaz bir coşku idi. Mutlaka gitmeli ve görmelisiniz. Bu arada gittiğimiz heryeri de fotoğrafladığımızı sizlerle paylaşmak isterim. Daha sonra Balat’ın ara sokaklarındaki birbirinden renkli ve farklı ev mimarilerinin arasından geçerek Haliç kıyısına indik ve deniz kenarı yürüyüşümüzü yaptıktan sonra günü öğlen etmiştik çoktan. Bu noktada size önerimiz, yine sahilden Eminönüne doğru gider gibi yürüyerek Saraçhanede bulunan itfaye müdürlüğü ve Saraçhane sarnıçlarının hemen dibinde bulunan Siirt’in meşhur Büryancılarına uğramanızdır. Büryan, içi ateş dolu tandır kuyuya sarkıtılmış bütün kuzunun dingin ateşte demlenerek piştiği ve katkısız, kızarmış saf kuzu etinden oluşan ve sıcak pide ile servis edilen bir yemek. Sabah kahvaltısında daha çok tercih ediliyormuş, fakat diğer zamanlarda da keyifle yiyebilirsiniz. Şimdiden afiyet olsun. Yine sizlerle yarım günde çok keyifli bir tur yaptık ve günümüzün kalan kısmını başka etkinliklerle ve arkadaşlarımızla geçirebiliriz. Çünkü önümüzde daha günün bitimine çok var. |
| Sonraki > |
|---|
Düğün Fotograf 