Cuma, 10 Eylül 2010
  • Anasayfa
  • Ahmet Kater
  • Aile'm
  • Portfolyo
  • Düğün Fotograf
  • Doğum Fotoğraf
  • Çiftlik Kurulum
  • Bağlantılar
  • İletişim
  • Ahmet Kater
  • Hedeflerim
  • Hayallerim
  • Yaptıklarım
  • Sosyal Yönlerim
  • Anasayfa
  • Benden
    • Blog
    • CV'm
    • Şiirlerim
    • Yazılarım
    • Geyiklerim
    • Sevdiğim Sözler
    • Aldığım Eğitimler

Hayallerim

Bir gün o yollara gideceğim

Bir kız arkadaşım var ve evlenmek gibi bir hayalimiz var. Eğer olur da evlenirsek onunla birlikte çok uzak yollara gideceğiz. İstanbul'dan başlayıp, karadeniz kıyısından doğuya, oradan İran, Afganistan ve Pakistan üzerinden Hindistana kadar gideceğiz. hem de neyle biliyor musunuz; BMW F650 bir motor ile. gelişmelerden haberiniz olacaktır mutlaka.

Sosyal Yönlerim

21 Eylül 2009 günü yıllardır keyifle okuduğum Sunay Akın kitaplarını okumam depreşti. Elimde olan kitaplarına daldım hemen, olmayanları da koştum aldım hemen. Kırdığımız oyuncaklar elimde şimdi. Çok keyifli kitap, içindeki çocuğu öldürmeyen her kişi için şart bir kitap.
 
  • Anasayfa
  • Ahmet Kater
  • Aile'm
  • Portfolyo
  • Düğün Fotograf
  • Doğum Fotoğraf
  • Çiftlik Kurulum
  • Bağlantılar
  • İletişim
  • Okullara Proje Hayvan Çiftliği Kurulumu

Anaokulları ve İlköğretim Okulları

Okulunuzu mevcut durumundan farklı olarak yaşayan bir ortam haline getirmek ve öğrencileriniz ve velileriniz ile daha iyi etkileşim sağlamak ve çocuklarınıza hayvan sevgisini, üretimi, ilgiyi ve sevgiyi farklı bir şekilde aşılamak için okulunuza uygulama hayvan çiftliği kuralım.

Ahmet Kater arrow Benden arrow Ölmek ne garip şey Anne...
Ölmek ne garip şey Anne...
Dün gece evde Fenerbahçe- Denizlispor kupa yarı final maçını seyrederken bir taraftan da diğer bir kanalda yayınlanan tilkiler-çakalların kapıştığı ve adam öldürmenin son derece sıradan olduğu ve öldürenler için keyif alınan bir işmiş gibi aktarılan, şiddet ve vahşet dolu bir diziye kumanda bende olmadığı için katlanmak durumunda kalarak seyrettim. 

Bu seyir sırasında acaba ölmek nasıl bir şey acaba düşüncesi ile bizim ufaklıklar ile kapışmak adına aldığımız boncuk tabancalarından birisini aldım ve acaba dedim, filmlerdeki gibi farklı intihar metodlarından hangisi ile ölmek daha kolay ve lekesiz onun denemelerini (yani buna simulation diyorlar ingilizcede galiba) yaptım. Çenemin altından namlu ucunu göğe doğru kaldırdım. Böyle sıksam nasıl olur acaba diye düşünmeye başladım. Yok beee, kurşun alt çeneden girecek, dilini alıcak yukarı doğru sürükleyecek, yıllardır özenle baktığın, süt içerken yanmasın diye dikkat ettiğin damağını delecek, burnundaki kılcal damarları zedeleyecek, sonrasında burnun kanayacak, tabi ki burun kemiklerin kırılacak, sonra bir de burun estetiği ile uğraşacaksın falan. Beyin zaten hoşaf olacak. Bir de ağızdaki salya ve bilimum mikrobu alıp beyne taşıyacak. Bak sen enfeksiyonun kralına. Durur mu mikroplar, bulmuşlar akıllı hücreleri. Kemirecekler tabi ki. Neyse bundan vazgeçtim. Namluyu biraz geri doğru tutup gırtlaktan girsin diye düşündüm, o zaman ağızdan nefes almanın esprisi nerde kalacak kardeşim. öztaki borusunu delersen olmaz ki, ciğerlere filtresiz hava girişi olur ki, maazallah zatüreden gidersin, mikroplar yüzünden. Üçüncü olarak ağzıma soktum ve beynin gerisinde bulunan omuriliğe doğru bir el sıktım. Bu defa da omurilik soğanı, melemen’lik gibi (melemen bilirsiniz bekarların en çok rağbet ettiği yemeğimizdir) arkada dağılmış olacaktı ki, o da görenler için hiç hoş olmazdı. Sonuçta ben derli, toplu, düzenli ve temizliğe hassasiyet gösteren bir adamdım. Başkaları bu durumda üzerime kusabilirlerdi ve ben çok kötü olurdum bu manzara karşısında. Bir de aklıma ya ölmezsem sorusu takıldı tabiki bu denemelerin hepsinde. O zaman sen sürünme gör dedim kendi kendime. Hoş ölsen de ölmesen de sürünüyorsun. Her halükarda durum kötü yani. Öldün cehennemde seni bekliyorlar direkt olarak. Hadi kurtuldun, soğansız, dilsiz, damaksız bir adam oluvereceksin. Kimseciklere laf yetiştiremeyeceksin. Bu benim gibi adama ters iş. Olmaz, olamaz. Dördüncü olarak da şakaktan sıkayım diye düşündüm o da kardeşim, koltuk, kanepe, perde halı bırakmıyor yaa, kafanın sağ yarısı yok. Anlayacağınız ölmek pis iş be kardeşim. Tüm kötülere ve kötülüklere rağmen güzellikleri bulmak ve onları yaşamak çok daha keyifli. En azından benim için. Ayrıca ölmeyi beceremezsen bir de beceriksiz damgası yemek olayı var ve ailenin ödediği hastane faturaları da cabası. Aranızda ölmek yada intihar etmek isteyen birisi olduğunu sanmıyorum ama, kendi canına kıymak hiç güzel bir şey değil. Ulan söyleyene bak, sanki on kez ölmüş de millete akıl veriyor. Evladım bak biz bunları yaşadık sakın siz yapmayın, denemeyin hesabı büyük öğütleri gibi oldu. Fotolardaki halim sadece o ruh psikolojisine girmiş görünmek için yapılmış hallerdir. Beni bilirsiniz. Neşemi ve heyecanımı hiç kaybetmem, çünkü dünyada bunlardan çok var. Hepimize yetecek kadar.
Yaşamak, doyasıya yaşamak ve dostluklarla yaşamak çok keyifli, bu keyfimiz hep sürsün ve hep artsın.  

Sevgili Oytun, yine okumayacağını biliyorum ama olsun, bir gün gelecek ve sen bu makalelerimin kıymetini anlayacaksın. Neler kaçırmışım bee diyeceksin. Ve hayatından çok şey uçup gitmiş olacak. Saçının kılları ağarmış olacak. Belki de bu satırları sana yazdığımı hiç bilemeyeceksin.

 
< Önceki   Sonraki >

Yazılarım

Eski İstanbul'da yarım gün. (bidebu.com Şubat-2007)
Günlerden Pazar, kalkış saatimiz 06:30, buluşma yerimiz Mecidiyeköy otobüs durakları, buluşma saatimiz 07:00. Bu günkü eski İstanbul planımız ise, birazdan okuyacaksınız.!!!
Devamını oku...
 
Advertisement
Sitedeki tüm içerik ve fikirlerin telif hakları Ahmet Kater'e aittir. İzinsiz Kullanılamaz. Tüm Hakları Saklıdır ©