| Pcleşmek |
|
Şu birkaç gün yaşadıklarıma dönüp bakıyorum da, hayatımız o kadar PC’leşmiş ki, her şeyimizle ona bağlı olmuşuz. Burada bahsim sadece computer değil tabiki, bütün teknolojik argumanlar. Fakat yoğunluğumuz PC’lerde. Bütün bilgi ve belgelerimizi orada saklıyoruz. Çünkü bizler için büyük kolaylıklar ve imkanlar sağlıyor. Fakat birkaç saatliğine bile olsa elektrik kesildiğinde duruveriyoruz. Hiçbir şey yapamaz oluyoruz. Muhataplarımızla irtibatımız kesiliyor, ileti gönderip alamıyoruz, PC faksımız çalışmıyor, iş performansımız neredeyse durma noktasına geliyor. Güya devamlılığımız olsun diye aldığımız UPS’ler bile bir iş görmüyor. Anlayacağınız, Kilitleniyoruz. PC sadece işimizde hayatımıza girmiş değil, özel arkadaşlarımızla sohbetlerimiz bile neredeyse PC üzerinden yürüyor. ICQ yada Yahoo Messenger ile birbirimizle anlık olarak makina üzerinden haberleşiyoruz. Ama nereye kadar. Acaba duygularımızı da aktarabiliyor mu PC? O an hissettiklerimizi, yaşadıklarımızı karşımızdaki görebiliyor mu.? Karşımdaki dostuma yüzümdeki gerçek gülümsemeyi, klavyedeki hangi tuşla gönderebilirim!!!, ya da bir öpücüğü. Makinalarımızı yaşamayı istediğimiz hayata dair şeylerle dolduruyoruz. Doğayı özlüyoruz en çok sanırım, duvar kağıtlarımız hep onu arıyor. Neden doğayı PC’ye hapsetmeye çalışıyoruz, ya da onda doğayı yaşamayı. Sanırım teknoloji ile birlikte kendimize ayıracak vaktimiz kalmadı. Buna sadece teknoloji olarak bakmak ta yanlış olur, şehirleşmeyi de katmamız lazım bu olguya. Teknoloji yada metropol yaşamı, bunlar sadece sığındığımız şeyler. Asıl olarak kendimize vakit ayırmak istemiyoruz. Hep bir bahanemiz oluyor kendimizle ilgili. Kendimizden daha önemli şeyler çıkıyor hep önümüze, önce onları yakalamayı arzuluyoruz. “Gerçeği görmeye ayıracak vaktimiz mi yok?” diye soruyor insan kendi kendine. Hiç yaşadığımız şu şehirde vakit ayırıp, Tepebaşı Tüyap’ın terasından gün batımını gerçekten seyrettik mi? Yoksa PC’deki bir fotoda mı arıyoruz bu duyguyu. Metropol de olsa bu şehirde teknolojiden uzak zamanlarımızda, kafamızı kaldırıp baktığımızda öyle güzellikler görüyoruz ki, keyfine diyecek yok. Daha önce niye görmemişim bunu diye kendimizi sorguluyor buluyoruz.Eminim gerçekten nerede yaşadığımızı görür ve bilirsek, daha yaşanır ve mutlu olacaktır bu şehir. Zaman, Gerçek Zaman... acaba geri dönüşüm kutusunda saklayabilir miyiz zamanı. Ya da “tüm öğeleri geri yükle” ikonuna tıkladığımızda, masaüstümüze geri gelir mi?, o boşuna geçirdiğimiz zamanlar? PC ile birlikte, gerçekliğimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık. Dostlarımızı, ilişkilerimizi tamamen PC’ye hapsettik. Gelin bu bağımlılığı azaltmaya çalışalım ve birbirimizle, gerçek zamanlarda, yüz yüze diyaloglar yaşayalım. Eminim ki hepiniz şunu düşüneceksiniz bu yazıyı okuduktan sonra, iyi de bu mesajı ben PC’den aldım ve Ahmet KATER de PC’den gönderdi. Peki bu ne çelişki. Dedik ya “Hayatımızın büyük kısmına hakim olmuş PC.” Hepinize güzelliklerle dolu bir hafta diliyorum.Sevgilerimle... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
